Travma Yaşamış Çocuklar İçin Bu Görseller Umut Vaat Ediyor Mu?
30 Ekim 2020 saat 14.51’de meydana gelen İzmir depreminde hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı öncelikle anıyorum ve huzur içinde uyumalarını diliyorum. Ailesini, sevdiğini, öğretmenini, öğrencisini, kedisini, köpeğini ve hayattaki daha birçok canını, hatıralarını kaybeden herkese sabır diliyorum. Acılarını yürekten hissediyorum. Kurtarma çalışmalarında emeği geçen herkese sonsuz şükranlarımı sunuyorum.
Aşağıda deprem sonrası sosyal medya ve basın yoluyla gerçekleşen kişisel
fotoğraf içerikli veri akışı üzerine yaptığım araştırmalar ve okumalar üzerine
bilgi aktarımı ve değerlendirmelerde bulunacağım.
Travmanın
tanımını yaparak başlamanın uygun olduğunu düşünmekteyim. Travma, aniden
gerçekleşen, sıra dışı olan, kişilerin olayla ve olayın yarattığı duygularla
baş etme kapasitelerini aşan dışsal olaylar sonucu meydana gelir. Gerçekleşen
olay saniyeler sürse dahi çocukta bırakacağı etki yıllar boyunca devam
edebilir. Çocuğun “o andan” itibaren düştüğü duygu durumu ile savaşı başlar. Bu
savaş kimi çocuk için 1 ay kimi çocuk için ise yıllar sürebilir. Doğal
afetlerin ardında bıraktığı psikolojik travma kitlesel olarak çığ gibi
büyüyebilmektir. Bir çocuğun yaşadığı travma aile içini etkilemeye başlayarak
tüm topluma tesir etmektedir. Bu nedenle yaşanan doğal afetler toplum sağlığına
da etki etmektedir. Her insan doğal afet sonucu korku, dehşet, karmaşa, üzüntü
yaşar. Ancak çocuklarda bunların boyutları farklılık gösterir. Çocuğun böyle
bir travmaya hazırlıklı olması mümkün değildir. Psikoloji alanında uzman kişiler,
travmanın atlatılması hususunda en önemli şeyin ailenin ve çevrenin vereceği
reaksiyonlar olduğunu dile getirmektedir. Ayrıca travma yaşayan çocukların bu
deneyimi hafızalarından silebilmelerinin kolay olmadığını, olayla ilgili sabit
bir hafıza imgesi oluşturabildiklerini söylemektedirler. Bizim burada ele
alacağımız ise bu imgelerden biri olan o anlara ilişkin fotoğraf kareleri ve
çevrenin bu konudaki reaksiyonlarıdır.
Çocuk
Haklarına Dair Sözleşme’nin temel ilkelerinden bir tanesi “çocuğun üstün
yararıdır”. Çocukları etkileyebilecek her karar veya yapılan her işlem her
zaman için onların üstün yararına öncelik tanımalıdır. Tüm yetişkinler ve
hükümetler çocuk haklarını korumakla yükümlüdür. Ayrıca bizler çocukları
geleceğe iyi bir şekilde hazırlamakla da yükümlüyüz. Öznesi çocuk olan bir
durumda kişilerin daha hassas davranması gerekir. İçinde birçok çocuğun
bulunduğu vatandaşlarımız, meydana gelen depremde, ihmaller silsilesi nedeniyle
binaların çökmesi sonucu mağdur olmuştur. İzmir’de yaşanmış olan deprem
felaketinde enkazdan çıkarılan çocuklar hakkında bilgi/haber almanın toplumun
menfaatine bir hal olduğu ise tartışmasızdır. Ancak bu bilginin kamuya ne
şekilde aktarıldığı, kamunun da ne şekilde yayılmasını sağladığı önemlidir.
Basın Kanunu da temel olarak basın özgürlüğünün korunmasını amaçlamakla
birlikte bazı hallerde habere konu olan kişiyi ve kamu yararını gözeterek
sınırlama getirmektedir. Süreli yayınlarda mağdur çocuğun kimliğini açıklayacak
ya da tanınmasına yol açacak şekilde yüzünü göstererek yapılan habercilik,
Basın Kanunu’na göre suçtur. Haberlerin “makul ölçüde” görüntü içermesi
gerekmektedir. Kaldı ki çocuğun veya ailesinin o esnalarda verilerin
paylaşılması için rıza vermeleri de pek mümkün olmamaktadır.
Çocuk
Haklarına Dair Sözleşme’nin 39. maddesi gereğince taraf devletler, her türlü
ihmal mağduru olan bir çocuğun, bedensel ve ruhsal bakımdan sağlığına yeniden
kavuşması ve yeniden toplumla bütünleşebilmesini temin için uygun olan tüm
önlemleri alırlar. Çocuğun mağduriyetinin trajik yansıması olan karelerin
sosyal medyada paylaşılması “çocuğun üstün yararına mıdır?” ve “ruhsal bakımdan
sağlığına kavuşmasının temini için uygun mudur?” soruları düşünülmelidir. İyi
niyetli ve “umut” aşılamak için yapılan paylaşımların hem bulunduğumuz an için hem
ileriye dönük olarak yıkıcı
etkileri olabilir. Ve bu hususta bireyin kişilik haklarının ihlali ortaya
çıkmaktadır. Yargıtay’ın da kişilik hakları konusunda tanımsal olarak
benimsediği görüş “kişinin yaşamı, sağlığı, vücut ve ruh bütünlüğü ile toplum
içindeki yerini koruyan haklar olduğu ve bunların fiziki, duygusal ve sosyal
kişilik değerleri içerdiği”dir. Kişinin şahsına ait trajik fotoğrafların
ileriye dönük olarak düşünülmeden paylaşılması kişinin yaşamını, ruh
bütünlüğünü, duygusal ve sosyal kişilik değerlerini ihlal edebilmektedir. Bu
nedenle temsili paylaşımlar dahi çocuğun mağduriyetini yansıtmamalıdır.
Kişilerin şahsi sosyal medya profilleri üzerinden yaptıkları görsel
paylaşımlarda ve “küçük A’nın yeni fotoğrafları” adı altında yapılan paylaşımlarda
toplumun menfaati olmadığı açıktır. Toplumsal menfaat içermeyen bu paylaşımlar
çocuklar açısından da kişilik haklarının ihlaline yol açmaktadır. Yaptığımız
paylaşımların ileride çocuk için travmayı tetikleyici/hatırlatıcı unsur olması
büyük olasılık dahilindedir. Vurgulamak istediğimiz en önemli konu da budur. Bu
nedenle önceliğimiz felaketi yaşayan çocuklarımız olmalıdır. Elbette ki afeti
biz yaşamamış olsak da acılarını hissediyor ve bu hissiyatımızı dışarıya
yansıtmak isteyebiliyoruz. Ancak bunu karşımızdaki bireyin kişilik haklarına
zarar vermeden gerçekleştirme yükümlülüğü altındayız. Şahsen onların acılarını
onlara ait fotoğrafları paylaşarak değil, o acıyı yaşamasında ihmali olanlara
serzenişte bulunarak hislerimi dışarıya yansıtmayı tercih ediyorum. Bu nedenle
paylaşımda bulunmadan önce kendimize şu soruları sormalıyız: “Umut verme
amacıyla çocuğun fotoğrafının sonsuz bir belleğe kaydedilmesi gerekir mi?”
“Çocuğun fotoğraflarının paylaşılmasının duruma bir yararı var mı?”, “İleride
çocuğun bu fotoğraflarla yüzleşmesi ona ne hissettirecek?”, “Travma yaşamış
çocuklar için bu görseller umut vaat ediyor mu?” “Travmayı hatırlatıcı
görselleri paylaşmaya hakkım var mı?”, “Travmayı hatırlatıcı görselleri
paylaşmak beni huzurlu hissettirecek mi?”, “Çocukların yaşadıkları şeye saygı
göstermeli miyim?” Bu sorulara vereceğimiz cevapların bizi doğru paylaşımlar
yapmaya yönlendireceğinden eminim.
Kısaca
bizim buradaki yaklaşımımız sadece deprem sonrası için çocukların kişilik
haklarına, öncelikli olarak ruhsal sağlıklarına yönelik paylaşımlar hususunda
öneriler ve gereklerdir. Ancak en önemli mevzunun böyle bir felaket yaşanması
halinde yıkımların ve kayıpların olmaması için afet öncesi alınması gereken
önlemler olduğunu unutmayalım. Meydana gelen İzmir depreminde 114
vatandaşımızın çürük binaların enkazının altında can vermesinde ihmali bulunan
herkesin yargı önünde hak ettikleri cezaları almalarını temenni ederim. Dilerim
aynı acıları bir kez daha yaşamayız. Her çocuk bir umut, her çocuk bir
gelecektir. Ancak nefes alabildikleri bir dünyada hayatta kalabildikleri
sürece…
Beyza ÇETİN
Yorumlar
Yorum Gönder