Bir gün değil diğer tüm günler de “Dünya Kadınlarının” olsun…
Mustafa Kemal Atatürk: “Bir toplum, bir
millet; erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür
ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı
göklere yükselebilsin!” diyerek toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin aynı
zamanda insanlığın ve memleketin sorunu olduğunu ortaya koymuştur
8 Mart Dünya kadınlar günü her yıl 8 Mart'ta ülkemizde
ve dünyada anılan kadın haklarını, değerini yaşatmaya yönelik farkındalık
oluşturan ve kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olduğunu niteleyen özel
bir gündür.Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği
savaşın başlangıcı,ABD'nin New York kentinde bir dokuma fabrikası... Çok ağır
çalışma koşulları, çok uzun iş günleri ve buna karşın çok düşük ücretler,
kadınların ikinci sınıf insan muamelesi görerek erkeklere nazaran daha kötü
ortamlarda çalıştırılması ve koşulların her geçen gün daha da dayanılmaz hale
gelmesi, kadın işçilerin artık tahammül sınırını zorlamaya başladı. Greve çıkma
kararı alan kadınlar, taleplerini de açıkladılar: “Daha iyi koşullarda
çalışmak, 10 saatlik iş günü, eşit işe, eşit ücret...” 40.000 dokuma işçisi
daha iyi çalışma koşulları talebiyle greve başladı. Bu sırada çıkan olaylar
sırasında fabrika içinde şüpheli bir yangın başladı. 129 kadın, yangında
hayatını kaybetti... O yıldan sonra her 8 Mart'ta emekçi kadınlar o günün
anısına kadınların eşit hakları, birlik dayanışma günü olarak anılmaya
başlanmıştı . Dünya Kadınlar Günü, ülkemiz için de kadın haklarının
kazanılması, iyileştirilmesi için konunun gündeme gelmesi açısından önemli bir
gündür.
Kadınların hak aramalarının altında topumsal cinsiyet
eşitliğinin olmaması durumu yatmaktadır.Toplumsal cinsiyet eşitsizliği genel
anlamıyla sosyal, kültürel ve ekonomik yapıya ve hatta oluşturulan politikalara
bağlı olarak fırsatlara ve kaynaklara erişmede kadınların aleyhine ortaya çıkan
eşitsizlik durumudur. Söz konusu eşitsizlikler bireylerin zihin dünyasında bir
“doğru bir gerçeklik” olarak algılanmakta ve bu durum toplumsal cinsiyet
ayrımcılığına yol açmaktadır. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı işgücü piyasasında
istihdama katılımda eşitsizlik, ücret eşitsizliği, meslekte yükselme ve terfi
olanakları açısından eşitsizlik olarak kendisini göstermektedir. Dolayısıyla
toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorunu, çalışma yaşamında kadının işgücüne
katılma durumundan başlayıp terfi olanaklarına kadar geniş yelpazede etkisi
olan bir sorun alanıdır.
Toplumsal cinsiyet ayrımcılığın temelinde diğer
ayrımcılık türlerinde olduğu gibi kalıplaşmış yargılar yatmaktadır. Söz konusu
yargılar toplumda hangi rol ve görevlerin geleneksel olarak “erkeksi” ya da
“kadınsı” olarak kategorize edildiğini gösteren kültürel ve sosyal yaklaşımdan
beslenmektedir. Bu yaklaşım yaygın olarak aile yapısını muhafaza etmeye çalışan
geleneksel toplumlarda görülmekte ve bu toplumlarda ev içi hizmet ve bakım
hizmetlerinden kadın sorumlu tutulurken, evin geçimini sağlama görevi erkeğe
verilmektedir. Dolayısıyla, kadınları doğaları gereği itaatkâr, pasif, bağımlı olarak gören bu anlayış erkekleri etkin ve
güçlü olarak resmetmektedir.kadınların iş hayatında da sırf kadın olduğu için işe alınmadığı kadını
eve mahkûm edilip tek ve ulvi görevi çocuk doğurmak ,çocuklarına bakmak , yemek
yapmakmış gibi vb. bir bakış açısına maruz bırakıldığı, iş başvurusunda çocuk
sahibi olup olmadığı dahada vahimi hamile kalmaması için şart koşulduğu işe
alınsa bile aynı pozisyonda çalıştığı herhangi bir erkekten daha az bir maaşla
çalıştırıldığı gibi bir çok sorun ve zorluklarla mücadele etmek durumunda
kalıyorlar Buda yetmezmiş gibi işten gelen kadın koştur koştur eve gelip yemek
yapmak zorunda bırakılması evin temizliği sadece kadının göreviymiş gibi bir
algı yaratılması Kadını ve erkeği eşit
görmeyen, rol hiyerarşisi temelinde kadını kadın olarak değil de anne, eş ,
kardeş gibi sıfatlarla ikincilleştirilmesi cinsiyetçi ve ataerkildir. Evin
ihtiyaçları temizliği, çocukların bakımı sadece kadının sorumluluğunda değil
çift olarak sorumluluk gerektirdiğinin bilincine varılmalıdır. Kadınların
hayatın her alanında söz sahibi olması ve güçlenmeleri ve en önemlisi kadının
kadın olarak toplumda var olduğunun bilincine varılması gerekmektedir. Ben bu
satırları yazarken, belki de şu an dünyada ya da ülkemin bir köşesinde bir
kadın kocasından şiddet görüyor, başka bir kadın tanımadığı bir erkek
tarafından bu saatte sokakta gezdiği için tacize maruz bırakılıyor. Belki de
yarın bir kadın, kadın demenin ne demek olduğunu bilmeyen, Dünya Kadınlar Günü
olduğundan bile bi haber olan patronu tarafından mağdur edilecek…Bütün bu yüz
kızartıcı gerçeklere rağmen kadın erkek eşitliğinin tam olarak her alanda
sağlandığı, kadına yönelik şiddetin ve cinsel istismarın azaldığı değil tamamen
bittiği, bir gün değil her gün kadınların değerinin anlaşıldığı, Kadın; anne,
eş, kardeş, ,… gibi sıfatlar üzerinden rehin alınmadığı,Kadın sadece kadın
olabildiği ve sadece kendisi isterse diğer kimliklere sahip olabileceği.
hepsinden ötesi kadınların kendi güçlerinin farkına vardığı bir dünya
diliyorum.
8 Mart Dünya Kadınlar Gününüz Kutlu olsun ve
diğer tüm günlerde “Dünya Kadınlarının” olsun…
ELİF PİRCİ
Yorumlar
Yorum Gönder