Ekonomide Var Ol Kadın!

Kadın erkek eşitliği, toplumsal yaşamın her alanında gerçekleştirilmesi gereken bir husustur. Geçmişten günümüze kadınlar aile hayatına ve ekonomik hayata katkı sağlamıştır. Türkiye’de kadınların işgücü piyasasında yer alması büyük ölçüde Cumhuriyet Dönemi sonrasında mümkün olmuştur. Ancak kadınların çalışma yaşamına girişte ve girdikten sonra karşılaştıkları cinsiyete dayalı ayrımcılık ikinci planda kalmalarına neden olmuştur. Bu bağlamda toplumu oluşturan bizler her zaman cinsiyet eşitliğini sağlayacak çözümler üretmeliyiz.

Anayasa’mızda cumhuriyetin niteliklerinin sayıldığı 2.maddesine göre “Türkiye Cumhuriyeti,...demokratik laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” Sosyal devlet ilkesi, sosyal haklar, sosyal adalet, fırsat eşitliği, toplumsal cinsiyet eşitliği, pozitif ayrımcılık gibi eşitlik ve adalet ilkeleri ile iç içe geçmiş kavramları hedefleyen ve toplumsal alanda bunları temin etmeye çalışan bir ilkedir.

Sosyal devlet ilkesinin gerçekleştirilebilmesi için değinilmesi gereken en önemli alanlardan biri ekonomidir. Ekonominin sözlük anlamına bakacak olursak, bir insan topluluğunun ya da bir ülkenin yaşayabilmek için üretme ve bunları bölüşme biçimlerinin ve bu eylemlerden doğan ilişkilerinin tümüdür. Tanımımız da bulunan insan topluluğu kavramından, bir devletin kadını, erkeği, genci, yaşlısı her bir bireyi anlaşılmaktadır. Bir devletin sosyal devlet ilkesini sağlayabilmesi için her kesimin ekonomide etkin olabilmesi, eşit haklara sahip ve bu haklardan adaletli bir şekilde yararlanabilmesi gerekmektedir. Teoride bu bahsettiklerimiz kabul edilmeye başlanmış olsa dahi uygulamada büyük aksaklıklar mevcuttur.

Kadınlar, sadece kadın olmasından dolayı toplumsal yapıda siyaset, hukuk, eğitim, sağlık, ekonomi ve istihdam gibi alanlarda geri planda bırakılıp şiddete maruz kalmaktadırlar. Oysa ki bir toplumda kadın ne kadar etkin ve üretkense toplum o kadar gelişmiştir. Ne yazık ki ülkemizde kadınlar iş ve toplumsal yaşamın erkek egemen kurgulanmış düzeninde zor koşullarda ekonomik faaliyetlerde bulunma gayreti içerisindedirler.

Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranları erkeklere göre düşük olup yıllara göre azalma eğilimi göstermektedir. Kadınların işgücüne katılımının ve istihdamının artırılması, bireysel ve toplumsal açıdan sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilebilmesinde önemli bir unsurdur. Genel manada kadın istihdamının önündeki engeller ana başlıklar olarak şöyledir: “Geleneksel aile yapısı, toplumsal değer yargıları, toplumsal cinsiyet temelli iş bölümü, kadın emeği talep yapısının zayıflığı, ekonominin istihdam hacminin düşüklüğü, kırsaldan kente göç, kadının doğurganlığı, analığı, ev işleri ve çocuk bakımının kurumsallaşmaması, kadının işgücü piyasasına girişini sağlayacak gerekli mekanizmaların olmayışı.”

Kadın istihdamının artması, kadın yoksulluğunun önlenmesi, haneye giren daha yüksek gelir ve daha iyi yaşam standartlarına kavuşmak anlamına gelir. Tüm

dünyada yoksullukla mücadele stratejileri arasında tek kazananlı hane modelinin yerine çift kazananlı hane modeli teşvik edilmeye çalışılmaktadır. Ne yazık ki toplumumuzun ve birçok toplumun genel tutumu “üretim ve geçimi sağlamak erkeğe, üreme ve ev işleri kadına aittir.” yönündedir. Bu da çift kazananlı hane modeline geçiş için büyük engeldir.

Ekonomik ilişkiler ve eylemler, cinsiyet rollerinden doğrudan etkilenir. Çalışma yaşamında işlerin kadın işi erkek işi olarak ayrılmasında geleneksel değer yargılarının neden olduğu görüldüğü gibi kadınların iş tercihlerinin neden olduğu da görülmektedir. Kadınlar için evde yaptıkları işlerin devamı olan meslekler uygun görülürken erkekler için fiziksel güç ve cesaret isteyen işler uygun görülmektedir. Hükümet programlarında da kadınlar eş ve anne rolü ile özdeşleştirilmekte, çalışma ve çalışan kadına yapılan vurgu ve hedefler bu rollerine uygun olacak şekilde kurgulanmaktadır.

Toplumsal anlamda kadına karşı bu tarz sınıflandırmaların ve ayrımcılığın önlenmesinin yollarından biri toplumsal cinsiyete duyarlı politikaların geliştirilmesidir. Anayasa’mızın 10.maddesine göre “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” Bu doğrultuda fırsat eşitliği yaratan sosyal devletin gerçekleştirilebilmesi için kullanılan araçlardan biri bütçedir.

Sosyal bütçe türü olarak tespit edilen cinsiyete duyarlı bütçeleme, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesi ve kadının sosyal ve iktisadi hayata adaptasyonunu hızlandıracak teşvikleri ve bu alandaki engellerin ortadan kaldırılmasına yönelik önlemleri kapsayan bütçe politikalarının uygulanması, sosyal devlet ilkesinin gerçekleşmesini sağlayacaktır.

Ekonomideki eşitlik “ yaşamın her alanında erkeklerle eşit olma” yolunda en önemli basamaktır. Bu basamağı aşmada en büyük rol, uygulanacak devlet politikalarında ve toplumumuzun cinsiyet eşitliğine olan bakış açısındadır. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesi ile yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurdur.”

Ülkemizin genç bir kadını olarak en büyük arzum kadına karşı şiddetin, ihmalin, kusurun son bulmasıdır. Kadınlarımızdan arzum ise kendine güvenen, zorluklar karşısında yılmayan, olumsuz tüm söylemlere kulak tıkayabilen, kendindeki cevheri görebilen, cesur, girişimci, erkeklerden bağımsız ve özgür bir şekilde kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadın olmalarıdır. Çünkü Ulu Önder Atatürk’ün dediği gibi “Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürüklenmeye değil omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.”

Beyza ÇETİN

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

8 Mart’ı Gerçekten Anlıyor Muyuz?

Travma Yaşamış Çocuklar İçin Bu Görseller Umut Vaat Ediyor Mu?